Diğer paylaşımlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diğer paylaşımlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2008 Çarşamba

Mutluluk


Kocaman mavi gözlü, pembe kurdelası ile şirin mi şirin bir oyuncaktı o. Oyuncak köpekti, Köpüş'tü. Pek bir masum bakardı. Bütün gün bırakıldığı yerde dururdu. bazen sahipleri okşarlar severlerdi onu, kucaklarına alır sarılırlardı.
.
Bugün Köpüş'ü salondaki pufun üzerine oturtmuşlardı, pencereye arkası dönük bırakmışlardı, yeşlliklere, gökyüzüne, maviliklere... Ama o gene de dışarıyı hayal etmeye çalıştı. Balkon kapılarının ve pencerelerin açık bırakılmasından, evde kısa kollularla dolaşılmasından anlıyordu, bahar gelmişti.
.
Ağaçlardaki yaprakları düşündü, yaprak olsaydı, baharda açsaydı, rüzgarla savrulsaydı...
.
Yok yok, kış gelirdi sararırdı, dalından ayrılırdı. İstemedi yaprak olmayı. Yakında bir yerden geçmekte olan kuşa takıldı kulağı, göremiyordu onu ama duyuyordu. Çıkardığı cıvıltıları, kanatlarını çırpışını, yaprakları hışırdatışını... "Kuş olayım öyleyse " dedi, "Uçayım göklerde, dans edeyim bulutların arasında güvenle."
.
Yok yok , kuş olmak güzeldi belki ama ona yetmezdi, köpüş konuşmak isterdi, derdini sevincini paylaşmak isterdi. Ötmekle olmazdı tüm bunlar ya da havlamakla, miyavlamakla... Eee ne olmak istiyordu öyleyse Köpüş? Bitki olmak istemiyordu, çünkü bitkiler kısa ömürlü oluyordu, hem de hareket bile edemiyordu. Bir hayvan olmak istese, tamam onlar hareket edebiliyor, gezip tozabiliyor, pek çok şey görebiliyordu ama konuşamıyorlardı. Köpüş, daha farklı, daha güzel bir varlık olmak isterdi.
.
Tam bu düşüncelere daldığı sırada sahipleri geldi eve, gülerek girdiler içeri, kadın mutfağa koştu, "Çok acıktım, hemen sofrayı hazırlayalım" dedi. Adam ona sarıldı "Canımsın" dedi. Gülümsediler birbirlerine...
.
Köpüş, onları görebiliyordu, zaten genellikle bakardı her ikisine de, izlerdi sessizce. Bazen bugünkü gibi neşe içinde olurlardı, bazen sıkılır dışarı çıkarlardı ya da arkadaşları, aileleri gelir konuşur şakalaşırlardı, bazen saatlerce birbirlerinin gözlerine bakarlardı, kimi zamansa çılgınca bağırıp çağırıp ağlaşırlardı, birbirlerine kötü davranırlardı, ama illa ki barışırlardı.
.
Düşündü Köpüş, galiba dünyadaki en şanslı varlık "insan"dı. İnsan olsaydı eğer kim bilir nasıl mutlu olurdu. İnsanlar bazen farkına varamasalarda, isyan edip haykırsalar da mutluluk en fazla onların hayatlarındaydı, insan olmaktaydı, insan olarak doğmaktaydı...
.
.
.


İşte bu da benim kelimelerimle, Köpüş'ün ağzından dökülen Mutluluk tanımı... Sevgili Mebrule'nin daveti ile "Mutluluk Nedir?" konulu oyuna katılmış oldum, bu yazıyı yazmış oldum, sizlerle paylaşmış oldum, kendisine çok teşekkür ederim. Ne yazıkki üzerine tıkladığınız da sizleri Mebrule'nin sayfasına götüecek linkleri yapmayı bilmiyorum, ama onun sayfasındaki mutlulukları da okumanızı tavsiye ederim, mutlaka bir uğrayın.. (www.mebrule.blogspot.com)
Bu arada ben de birilerini bu oyuna davet etmek istiyorum çünkü düşünürken insan hayatında ne çok mutluluk olduğunu bir kez daha anlıyor. Eğer vaktiniz olursa sevgili YAMAN TARİFLER, ACEMİ ŞEF ve KURABİYE mutluluğu tanımlar mısınız bize?
Sevgilerle...

18 Nisan 2008 Cuma

Kadın olmak...

Ailelerimizin küçücük kızları iken koskocaman kadınlar olduk
Kimimiz kandırılıp horlandık
Kimimiz çok ama çok mutlu olduk
Omuzlarımıza binenlerle ister istemez sorumluluk sahibi olduk
Gerçekte en küçük detayları görür, rüzgardaki fısıltıları duyar,
Sonsuza dek konuşabilecek kadar aklımızı çalıştırırken
Bazen kör bazen sağır bazen konuşamaz olduk
Sırlarımız oldu, ya hiç paylaşamaz ya da önüne gelene anlatır olduk
Bize benzeyenler var mı acaba derken dedikoducu olduk
Her derde deva olmaya çalışırken Güzin Ablalar, Figen Teyzeler olduk
Evimizin kadını, işimizin ustası, hayatın neşesi olduk
Üstüne üstlük yetinmedik, bir de anne olduk
Kendimizi bir kenara atıp çocuğumuz olduk
Onunla güldük, ağladık, onunla doyduk
Onda kendimizi bulduk
Gün geldi bunalımdan bunalıma koştuk
Bazı zamanlarda tam tersine coştukça coştuk
Kadın olmak güzeldi, biz bu inançla yoğrulduk
Bizler kadın olmak için doğurulduk, yeni kadınlar doğurduk
Bu hayat için arada sendelesek bile düşmedik, doğrulduk
İnsan olmak zorken bu dünyada,
Omuzlarımızda kadınlığın ağırlığıyla yorulduk
Yoğurulduk, doğurduk, doğrulduk, yorulduk
Her şeye rağmen iyi ki “BİZ” olduk…
.
.
.
Sanırım kadınlar günü için uygun bir şiir olacaktır, ya biraz geç kaldım ya da çok erken davrandım ama hediyemi şimdi paylaşmazsam çatlardım:)

15 Nisan 2008 Salı

Değişik düşünceler, yeşillikler, çiçekler, böcekler...



Hayat ,


İki kişiliktir, çetrefillidir, sivri köşelidir
Başlangıçlı ve bitişlidir
Gelmek ve gitmektir
İnsanın iyi ve kötü yönleridir
Kalabalık gündüzler ve tek kişilik gecelerdir
Kimi zaman bayat, kimi zaman tazedir
İlk başlarda çıtır çıtır, ekmek arası dönerken
Sonlara doğru bir kase sıcak çorba gibidir
Sana aitse güzeldir
Başkalarının elinde ise çekilmezdir
Bir kilittir
Ve her kilit gibi açılması gerekir
Bazı kapılar vardır sadece tek yönlü geçişe izin verir
Hepimizin gideceği yer belliyken
Bu koşuşturmaca neyin nesidir?

Bu da benden başka bir şiir…


Bazen hayat anlamsız bir koşuşturma gibi görünüyor gözüme, öyle yanlış şeylere üzülüyoruz ki ömrümüz boyunca, şükredebileceğimiz onca güzellik varken üstelik.


İşlere takıyoruz kafamızı , ilişkilere , paraya pula …


Oysa hepsi ne kadar basit çözümlere sahip dışarıdan bakılınca; iş yerinde canımızı sıkan bir şeyler mi var, yeni bir iş bulmaya çalışabiliriz, kötüleşen ilişkilerimiz mi var, bir fincan kahve ve azıcık içten gülümseme ile tekrar arayı ısıtabiliriz, paraya pula mı ihtiyaç var, daha çok çalışabiliriz, gereksiz masrafları kısabiliriz, bizden daha zor durumda olanları düşünerek halimize şükredebiliriz. İnsanoğlunun başına gelebilecek ne kadar fazla çeşitte dert var şu dünyada, ama önemli olan bunca derde rağmen gülümseyebilmek, vazgeçmek yerine daha da inat etmek, güzel ahlakı, iyi niyetleri kaybetmemek…
Ve her şeyden önemlisi tek başına olmadığını bilmek!
Dertsiz insan yok yeryüzünde, hepimiz bir sınava tabiyiz, burada geçirdiğimiz süre içinde, yanlışların neresinden dönülse kardır, mühim olan buradan sonra gideceğimiz mekandır.


Biliyorum blog tarzına pek uygun olmayan bir yazı oldu, ama öncelikleri unutmamak da önemli değil mi ki? Her zaman gül eğlen, tatlılar, börekler, poğaçalar olmaz ki, bazen ağlamak gerek, üzülmek gerek, üzüldüğünün farkına varmak gerek, böylece mutluluğun değerini bilmek gerek…

Herşeyin bir çözümü vardır, bunu da unutmamak gerek!!!

Peki bunca saçmalamaya uygun nasıl bir tarif var bugün elimizde,



hiçbir tarif yok :)


Bahar geldiği için balkona çıkarılan sardunyalar var, saksılara ekilen ve yeni yeni çıkmaya başlayan rokalar, sarımsaklar,biberler var, yine saksılara ekilen ama halen çıkamamış olan maydanoz ve dereotları var :) Döngü devam ediyor , tohumlar çiçeğe, çiçekler meyveye, meyveler tekrar tohuma dönüyor, durmadan ve yorulmadan…

Geçen yaz da yine saksıya çilek ekmiştim, ama öyle çok sulamışım ki, toprakları taş gibi oldu ve üzerlerindeki çilekler kurudu :( Umarım bu sene ektiğim yeşillikler aynı akıbeti yaşamazlar :)

9 Nisan 2008 Çarşamba

Yemelik değil seyirlik...






Yukarıdaki resimlerle belki daha önceden karşılaşmışsınızdır bilmiyorum ama ben henüz görmemiş olanlar için yayınlamak istedim. Resimlerdeki herşey yiyeceklerden yapılmış, hayretlerle inceledim ben her birini, bu sayfalarda dolaşan yemek yapmaya ve özellikle pasta süslemeye tutkunların çok hoşuna gidecektir sanırım :)
İnsanoğlu ne kadar yaratıcı değil mi?
İsteyince ne kadar güzel tasavvur ediyoruz dünyamızı, bize sunulmuş olanları nasıl da değerlendiriyoruz.
Bugün yemek yok kusuruma bakmayın, ama yemekli resimler var hediye olarak :))
Hayal gücünü;
............................keşfetmişlere
............................henüz bulamayanlara,
............................sakladığı yeri unutmuş olanlara...
Sevgilerle...