23 Haziran 2008 Pazartesi

Niyet Simitleri Yaptım ve Geldim



Çok uzun zaman oldu gerçekten, sıkıldım bu blogla ilgilenememekten ve döndüm sonunda :))

Tekrar tekrar merhaba...

Yeni evimize yerleştik, birçoğunuzun dediği gibi Allah'tan şehirlerarası bir taşınma operasyonu değildi bu, ne yapardık yoksa o zaman, şurada iki gıdım yerde bu hallere düştüysek... Halbuki çok ama çok önceden hazırlanmıştık taşınmaya, tam iki ay önceden toplamıştık tüm evi, kutulanmamış tek bir kaşık bile bırakmamıştık ortalarda, en çok anlaştığımız taşıma şirketi sevindi tabiki buna :)) Gene de yaşanan curcunadan kurtaramadık işte kendimizi, dağınıklığa adapte edemedik bedenimizi, istediğimiz kadar çabuk toparlayamadık evimizi :)) Ama artık bunların hepsi geride kaldı, eve taşınıldı...

Şimdi misafirlerimize açıyoruz kapılarımızı...

Şimdiden hepiniz hoşgeldiniz...
Hoşgelenlere bir hoşluk da benden olsun diye niyetli kandil simitleri hazırladım, bakalım ne kadar beğenilecekler :))
Hazır alınan kandil simitlerine küçük küçük niyetler eklendi kurdeleler ile, neler mi yazıyor niyetlerde? E peki birkaçını paylaşalım bari sizlerle;
.
"İyi ki gelmişsin, galiba biraz da kilo vermişsin, bütün herkesin gözü sende bunu böyle bilesin."
"Aman cicim ne zamandır görüşemedik, başbaşa kalıpta şu yanında oturan cadıyı çekiştiremedik. Tüh gördün mü bak kendimizi ele verdik."
"Allah'tan almışız bu evi, göremeyecektik yoksa senin gibi şekerini :) Öğrendin artık evin yerini, bekleriz sık sık bizi ziyaret etmeni."
"Canım, en kısmetsiz senmişsin, kızlar gittikten sonra benimle kalıp evi temizleyeceksin. Ne diyelim , ikimize de kolay gelsin."
"Bir deli kız üşenmemiş yazmış bu falları, saklamış simitler içine, okusun diye arkadaşları, bu simide de bolca şans bırakmış, kime düşerse oymuş bu yılın şahı."
...
Böyle devam eder işte benim zırvalamalar...
Umarım sizler de yiyenlerde beğenirler, yorumlarınızı bekliyorum, sevgilerle...

14 Haziran 2008 Cumartesi

İyi ki varsın

Mevsimlerden sonbahardı
Hava giderek soğumaktaydı
Tanıştım onunla işte böyle bir ekim sabahı
Kocaman elleri vardı, beni sımsıkı sardı
Daha ilk görüşte sevdik birbirimizi, sevginin adı aşktı
Bazılarına göre aşkın ömrü 3 yıldı
Aradan çok zaman geçti, ama bizim aşkımız hep taze kaldı
Bana hep ilk günkü gibi baktı
İyi günde kötü günde sımsıkı sarıldı
Ne yana baksam oradaydı, ne zaman dönsem arkamdaydı
O benim en büyük dayanağımdı
Bana en güzel yeşilden gözlerini vermişti
"Dünyayı bunlarla seyreyle" demişti
Ne güzelmiş senin gözlerinle görmek çayırı çimeni, maviyi yeşili
ve daha pek çok şeyi
Belki de bu sebeptendi
Aynı gözlerle gördük birbirimizi
Hemencecik anladık hallerimizi
Sen beni, ben seni,
Hissettiklerimizi, dillendiremediklerimizi,
Sevinçlerimizi, hüzünlerimizi
Sana sevgim hiç bitmedi, hatta gün geçtikçe coştu, delirdi
...
Babam,
Sen de hala seviyorsun beni değil mi?
.
.
.

13 Haziran 2008 Cuma

Taşınmak Çok Zormuş :((

Sonunda taşındım, uzun zamandır ayrı kaldım buralardan ama hem ev alt üst durumdaydı hem de bilgisayarım yoktu,halen de yok :(( Çok kısa zamanda tekrar buralarda olacağım ve hepinize uzun uzun ziyaretlerde bulunacağım, tabi ki bir laptop alır almaz...
En kısa zamanda tekrar sizlerle olabilmek dileğiyle
Sevgiler

9 Mayıs 2008 Cuma

Annemmm..


Annem, canımmmm, bi'tanem...

İyiki varsın!!!

" İlk çocuk annenin deneme tahtası gibidir, nasıl ilk kez direksiyona geçtiğinde panikliyorsa insan ilk evlatta da öyle olur diyor psikolog, hatalarımı affet bebeğim, şimdi televizyonda izliyorum da"


Birkaç gün önce annem sabah bana tam tamına bu mesajı göndermişti:) Ben ilk çocuğum ve dünya tatlısı bir ailem var, hepinizin olduğu gibi... Anneler hata yapmamış bile olsalar böylesine güzel özür dilemesini biliyorlar işte... En azından benimki biliyor:)))

Tüm kadınlar annelik güzelliği ile doğuyorlar ve ben bu nedenle kadınların, fiziki olarak anne olan olmayan hepsinin bu güzel gününü kutluyorum..




5 Mayıs 2008 Pazartesi

Annemin Elmalı Pastası, Benim Elmalı Tartım:)

Malum mevsim nedeniyle artık elmaları, portakalları terk edip, çileklere eriklere döndük yüzümüzü, kiraz ve şeftali ile kardeş olmamıza ise azıcık kaldı:))
İşte bu nedenle dolaptaki elmalar öksüz kaldı, yumuşadı buruştu yaşlandı. Ben de sizler hala bir çok işe yarasınız şekerlerim dedim onlara, yıkadım soydum her birini sabırla ve kattım hepsini güzel bir tarta...
.
.

Üniversitedeyken 3 sene yurtta kalmıştım, ailelerden gelen yiyecek kutuları pek meşhur ve önemliydi her birimiz için, odaca yerdik hepsini... Benim annemden de en çok mercimek köftesi, 3 renkli börek ve elmalı pasta gelirdi. 3 renkli börek en favori olanıydı, ilk tüketilendi kısacası. Benim için en güzeli ise sıcakken poşetlendiği için kıtır kıtır değil de yumuş yumuş olan elmalı pastaydı. aslında pasta değil, bildiğimiz tart ama annem pasta derdi ona ve ben de yıllarca pasta sandım bolca tükettiğim bu tatlı şeyi:))) Artık anladım ki kendisi şirin mi şirin bir tart ama annem halen elmalı pasta diyor zavallıcığa:)) İşte bu yüzden başlık hem anneciğimin ağzından hem de benim ağzımdan isimlenmiş oldu, hitap şeklimiz farklı olsa da sonuç aynı tatlılıkta.
.
.
Eğer sizin de yaşlanmış elmalarınız varsa bir kenarda, değerlendirin onları daha fazla olmadan heba :)
Bu arada son günlerde yeşil çaya verdim kendimi, daha önce hiç içmedim desem yeridir ama Lipton'un limonlu yeşil çayına bayıldım, sabahları tartın yanında eşlik etti bana, sizden de denememiş olanlar varsa tavsiye ederim, mis gibi limon kokuyor ve de çok faydalıymış, metabolizmayı hızlandırıyor, ama tabi aktardan alıp kendi demleyeceğiniz çay daha da faydalı olacaktır eminim...


Elmalı tartın tarifine geçmek gerekirse annemin tarifini nereye yazdığımı bulamadım bir türlü, ben de Fatoş Tuncay'ın vişneli ananaslı tartındaki hamur tarifini kullandım, arasına da elmalarımı kattım. Zaten hepinizin evinde yapılan bir tatlıdır bu ama ben yaptığım tartı çok beğendim Fatoş hanım'a da ayrıca teşekkür ederim
Eğer siz daha farklı bir tarif kullanıyorsanız bir de böyle deneyin derim, gayet güzel oldu çünkü :) Bu arada tart için 28 cm.lik bir kalıp kullandım ;

Malzemeler;

  • 250 gr margarin (ben tereyağı kullandım)
  • 2 yumurta
  • 1 su bardağı pudra şekeri
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya
  • aldığı kadar un
  • 6-7 elma
  • 3 çorba kaşığı toz şeker
  • 1 çay kaşığı tarçın

Margarini (yumuşamış olmalı) , pudra şekerini, yumurtaları, kabartma tozunu ve unu karıştırarak elinize yapışmayacak yumuşak bir hamur hazırlayın. Bu hamuru 2 ye bölün ve birini buzdolabı poşetine sararak dondurucuya alın. Diğer hamuru tart kalıbınıza elinizle yayın.

Diğer yandan elmaları soyup rendeleyin ya da benim gibi rondodan geçirin, rendelenmiş elmaların suyunu süzmemiz gerekiyor, ben bunun için temiz bir tülbent kullanıyorum, siz isterseniz elinizle de sıkarak suyunu çıkarabilirsiniz, suyunu bir bardağa alın, posalarını da tart kalıbınızın üzerine koyun. Suyu çıkarılmış elma rendelerimizin üzerine şekeri ve tarçını ilave edip şöyle bir karıştırın ve tart kalıbına yayın. Bu arada elmaların suyunu da için:)) Buzlukta en az yarım saat bekleyen diğer hamurumuzu alın ve hazırladığımız elmalı tartın üzerine rendeleyin, eğer hamurunuz tam donmamışsa rendelemesi pek kolay olmayacaktır, elinizle ufalayarak da tartın üzerine yerleştirebilirsiniz.

Sonra 200 dereceye ayarladığınız fırınınıza alın ve üzeri kızarıncaya kadar pişirin. Fırından çıkardıktan sonra, eğer kıtır kıtır bir tart olmasını istiyorsanız öylece soğumaya bırakın, yok eğer benim gibi yumuşak olmasından hoşlanırsanız ilk sıcaklığı çıktıktan sonra üzerini temiz bir poşet ile kapatın ve kalıbı havluya sarıp bu şekilde soğutun.

İstediğiniz gibi dilimleyerek yanına bir bardak yeşil çay alıp afiyetle yiyin:)





30 Nisan 2008 Çarşamba

Mutluluk


Kocaman mavi gözlü, pembe kurdelası ile şirin mi şirin bir oyuncaktı o. Oyuncak köpekti, Köpüş'tü. Pek bir masum bakardı. Bütün gün bırakıldığı yerde dururdu. bazen sahipleri okşarlar severlerdi onu, kucaklarına alır sarılırlardı.
.
Bugün Köpüş'ü salondaki pufun üzerine oturtmuşlardı, pencereye arkası dönük bırakmışlardı, yeşlliklere, gökyüzüne, maviliklere... Ama o gene de dışarıyı hayal etmeye çalıştı. Balkon kapılarının ve pencerelerin açık bırakılmasından, evde kısa kollularla dolaşılmasından anlıyordu, bahar gelmişti.
.
Ağaçlardaki yaprakları düşündü, yaprak olsaydı, baharda açsaydı, rüzgarla savrulsaydı...
.
Yok yok, kış gelirdi sararırdı, dalından ayrılırdı. İstemedi yaprak olmayı. Yakında bir yerden geçmekte olan kuşa takıldı kulağı, göremiyordu onu ama duyuyordu. Çıkardığı cıvıltıları, kanatlarını çırpışını, yaprakları hışırdatışını... "Kuş olayım öyleyse " dedi, "Uçayım göklerde, dans edeyim bulutların arasında güvenle."
.
Yok yok , kuş olmak güzeldi belki ama ona yetmezdi, köpüş konuşmak isterdi, derdini sevincini paylaşmak isterdi. Ötmekle olmazdı tüm bunlar ya da havlamakla, miyavlamakla... Eee ne olmak istiyordu öyleyse Köpüş? Bitki olmak istemiyordu, çünkü bitkiler kısa ömürlü oluyordu, hem de hareket bile edemiyordu. Bir hayvan olmak istese, tamam onlar hareket edebiliyor, gezip tozabiliyor, pek çok şey görebiliyordu ama konuşamıyorlardı. Köpüş, daha farklı, daha güzel bir varlık olmak isterdi.
.
Tam bu düşüncelere daldığı sırada sahipleri geldi eve, gülerek girdiler içeri, kadın mutfağa koştu, "Çok acıktım, hemen sofrayı hazırlayalım" dedi. Adam ona sarıldı "Canımsın" dedi. Gülümsediler birbirlerine...
.
Köpüş, onları görebiliyordu, zaten genellikle bakardı her ikisine de, izlerdi sessizce. Bazen bugünkü gibi neşe içinde olurlardı, bazen sıkılır dışarı çıkarlardı ya da arkadaşları, aileleri gelir konuşur şakalaşırlardı, bazen saatlerce birbirlerinin gözlerine bakarlardı, kimi zamansa çılgınca bağırıp çağırıp ağlaşırlardı, birbirlerine kötü davranırlardı, ama illa ki barışırlardı.
.
Düşündü Köpüş, galiba dünyadaki en şanslı varlık "insan"dı. İnsan olsaydı eğer kim bilir nasıl mutlu olurdu. İnsanlar bazen farkına varamasalarda, isyan edip haykırsalar da mutluluk en fazla onların hayatlarındaydı, insan olmaktaydı, insan olarak doğmaktaydı...
.
.
.


İşte bu da benim kelimelerimle, Köpüş'ün ağzından dökülen Mutluluk tanımı... Sevgili Mebrule'nin daveti ile "Mutluluk Nedir?" konulu oyuna katılmış oldum, bu yazıyı yazmış oldum, sizlerle paylaşmış oldum, kendisine çok teşekkür ederim. Ne yazıkki üzerine tıkladığınız da sizleri Mebrule'nin sayfasına götüecek linkleri yapmayı bilmiyorum, ama onun sayfasındaki mutlulukları da okumanızı tavsiye ederim, mutlaka bir uğrayın.. (www.mebrule.blogspot.com)
Bu arada ben de birilerini bu oyuna davet etmek istiyorum çünkü düşünürken insan hayatında ne çok mutluluk olduğunu bir kez daha anlıyor. Eğer vaktiniz olursa sevgili YAMAN TARİFLER, ACEMİ ŞEF ve KURABİYE mutluluğu tanımlar mısınız bize?
Sevgilerle...

29 Nisan 2008 Salı

Bir Doğumgünü Masalı

Günlerden 24 Nisan, neşe doluyor insan...
24 Nisan eşimin doğumgünü, onun için küçük bir süpriz hazırlamak istedim, önceleri pastacı burcunun sayfasında gördüğüm aşk kuşları pastasından yapmayı planlıyordum ancak süre daraldıkça fikirlerim mutasyona uğradı ve muffin yapmaya doğru yol aldı. Şu anda adını hatırlayamadığım bir sayfada kelebek muffinler görmüştüm önceden, o tarifi uygulayayım dedim, nitekim uyguladım da, ancak sonuç aşağıdaki resimde görüldüğü gibi çıktı, önce çok güzel kabardılar, sonra da çok güzel söndüler ve yayıldıkça yayıldılar, kabus gibiydi, büyük ihtimalle bir yerdeyanlış yaptım ama nerede bilmiyorum ama hepsi yazık oldu:(((
Peki ben vazgeçtim mi? Tabiki hayır, annemin uzun zamandır tavsiye ettiği ama benim bir türlü deneyemediğim kek tarifini muffin kalıbımda pişirmeye karar verdim ve sonuç tam istediğim gibi oldu.
Ama ondan önce eşimin doğumgününü bir kez daha kutlamak ve onun için yazdığım şiiiri sizlerle paylaşmak istiyorum
Bir bahar akşamıydı
rastladım size,
sizin içinize, özünüze, yüzünüzün arkasındaki gözünüze...
Dokundu düşünceleriniz fikrimin ince güllerine,
ellerime, gözlerime, yüreğime...
Bir ben daha yoktu belki sizde,
lakin
öyle bir çekim gücü vardı ki tersliklerimizde,
hızla yuvarlandım derinliklerinize...
Bazen arkadaş oldum,
bazen anne,
kimi zaman kaldım sadece dinlemede,
bekledim sessizce,
belli etmediğimi sanarak hislerimi kimselere,
Ulaştınız kısa bir süre içinde benliğimdeki size,
geldiniz gittiniz kararsızlıklar içinde,
beni çok beklettiniz,
terk ettiniz,
bolca hüzün aynı zamanda kahkaha zerk ettiniz bir dönem günlerime,
ben de insandım işte,
her ne kadar yansam da sizin ateşinizde,
gün geldi,
bitirdim her şeyi bir kalemde,
çıkardım sizi hayatımdan,
bakmadım ne telefonlarıma ne de geçen saatelere,
tam bıraktığım anda beklemeyi,
inanmayı, umut etmeyi, sevdiğimi zannetmeyi,
çıka geldiniz, koşa geldiniz, hoş geldiniz,
yüzünüzdeki gülümseme değmişti her şeye,
gözlerinizdeki parıltı bedeldi benim için bir ömre...
Çok şeyler yaşandı, çok sular aktı, malum aynı nehirde iki kez yıkanılamazdı,
ama başta da söylediğim gibi,
bir bahar akşamıydı, siz vardınız, yanımdaydınız, iyi ki oradaydınız...
Ve şimdi de olduğu gibi, her bahar yanımda olmalısınız,
sevdiğim olmalısınız...
İyi ki doğdunuz, benle ya da bensiz var oldunuz,
hayatıma uğradınız canım oldunuz,
siz benim için hep özel oldunux...


Gelelim annemin kek tarifine ve benim eklemelerime:)
Malzemeler;
  • 5 yumurta
  • 5 kahve fincanı şeker
  • 6 kahve fincanı un
  • 1 çay bardağı sıvı yağ (ben zeytinyağı kullandım)
  • 1 çay bardağı su
  • 1 paket kabartma tozu
  • 2 yemek kaşığı kakao (tepeleme)
  • 2 paket krem şanti
  • 3 su bardağı süt
  • 1-2 kaşık nescafe ve biraz şeker

Öncelikle yumurtalar ile şekeri köpük köpük olana kadar mikserle çırpıyoruz, püf noktası burası, iyice çırpın, üzerine unu, yağı, suyu, kakaoyu ve kabartma tozunu ekleyip çırpmeye devam edin. isterseniz normal kek kalıbına ya da benim gibi muffin kalıplarına dökerek, önceden 200 dereceye ısıtılmış fırına atın, yaklaşık 10 dk. 200 derecede daha sonra ise yaklaşık 15 dk. 150 derecede, en son 5 dk. tekrar 200 derecede pişirip, fırını kapatın. (Bu süreler tahmini süreler, herkesin fırını farklı olabilir, lütfen arada kontrol etmeyi unutmayın)

Diğer tarafta 2 paket krem şanti ile 2 su bardağı sütü mikser yardımıyla karıştırın, koyu bir kıvam olması lazım, sütü azar azar ekleyerek yapmanızı tavsiye ederim. Hazırladığınız krem şantiyi buzdolabına alın. Kalan 1 bardak süte 1-2 kaşık nescafe ve damak tadınıza göre de şeker ekleyip karıştırın. Fırından çıkardığınız keklerin üzerini yaşkalık bir parmak kalınlığında kesin, bu elde ettiğimiz daireyi kelebeklerimizin kanatları olarak kullanacağız. Üzerini kestiğimiz kekleri nescafeli sütümüzle bolca ıslatalım, benim kalıbımla 20 adet kek çıktı ve her birini yaklaşık 3 çorba kaşığı süt ile ıslattım. dolaptan krem şantimizi alıp, ıslattımız keklerin üzerlerine paylaştırıyoruz, keklerimizin üzerinden kesmiş olduğumuz daireleri ortadan ikiye bölerek kelebeklerimizin kanatlarını elde ediyoruz ve kremalı keklerin üzerine kantlarımızı yerleştiriyoruz, üzerini zevkinize göre süsleyebilirsiniz, ben renkli pasta süsleri ve kırmızı jelibonlar kullandım.

Bu keklerin 12 tanesi ondan habersiz olarak eşimin iş yerine gönderildi, üzerinde yazdığım şiirle tabiki:)) Süprizin lojistik ayağı ile ilgilenen İlker ve Refika'ya çok teşekkür ederim:))

Bu arada küçük pastacıklarım çok beğenildi, haberiniz olsun.